Sayfalar

23 Ekim 2012 Salı

Bir Konser Anısı - Aydilge



20 ekim cumartesi günü Taksim Clinic Live’da Aydilge konserindeydik. Seviyorum Aydilge’yi, 2006’dır kendisini ilk keşfedişim. Hacettepe Üniversitesi’nin rock festivalinde dersten koştur koştur çıkıp kampüsteki konsere gitmiştim, ezbere bildiğim “Bu Gece Ben Ay” ve “Yalnız Değilsin”e eşlik edebilmek için. Ertesi sene Ankirockfest’te sahne almıştı ona da gitmiştim. İşte bu Clinic Live konseri benim için 5 sene aradan sonra Aydilge’yi yeniden canlı dinleyebilmek demekti. Tabi o beş seneye “Bu Gece Ben Ay” ve “Yalnız Değilsin”den sonra sayısız şarkı, sayısız yaşanmışlık sığmıştı. Çok farklı bir performansla karşılaşacağıma emindim, ki öyle de oldu…

Sahne aldığı yeri güzelleştiren bir kadın her şeyden önce Aydilge. Sıfır kompleks, salt müzik, dinleyicisiyle iç içe, burnu asla havalarda falan değil, gayet olması gereken yerde… Hani alışık olduğumuz bi konser portresi vardır ya. Ünlü popçu, kulağında kulaklıklar güneş gözlüklü korumalarıyla alana gelir, mekanda kuş uçurtulmaz, sen o konser için kim bilir kaç lira para verip bilet almışsındır, en büyük hayranısındır, ama insan yerine konmak bi köşeye ne fotoğraf çekmene izin verilir ne sahneye yaklaşmana.  Vebalıymışsın gibi yaklaşır herkes sana… Bir de şu var tabi: “Abi şimdi basıyoruz sisi, lazerler fora, şarkının vuruş yerlerinde ateşler patlasın oradan buradan, hah dansçılar geldi mi tamam, gelin kızlar şuraya daha seksi ve çıplak olanınız önde dursun diğerleri arkada. Dans ederken olabildiğince yılışın soliste tamam? Vokalistin sesini yükselt, solistin mikronunu kıs abi, sesi bi b*ka benzemiyor zaten, tamam” Budur işte genelde konser havası.  

Rockcılarda bu durum farklı zaten, rock gruplarında öyle dansçıymış lazermiş fazla göz boyanmaz. Grup ya da müzisyen çıkar kanlı canlı babalar gibi şarkısını söyler (Bkz: Orhan Gencebay albüm lansman konserinde bütün popçular playback yaparken Duman’ın herkese “live performance” dersi vermesi).  Ama Aydilge’nin durumu farklı bir olay ya. Nasıl desem? Müzik eleştirmeni falan değilim, bu konuda uzman da değilim tabi ki ama kesinlikle çok rahat söyleyebileceğim bir şey var: On parmağında on marifet olması, yazdığı sözler, besteleri, hayata bakış açısı, hayranlarıyla olan ilişkisi, ses rengi, yorum tarzı, sahnede devleşmesi, enerjisi, işine duyduğu saygı, verdiği emek açısından yaptığı müzik tarzında genç müzisyenler arasında yeri doldurulamaz. Bu su götürmez bir gerçek. Edebiyatçı kişiliğinin de bunda etkisi büyük. Tabi burada bilmeyenlere söylemek lazım Aydilge’nin kaleminden çıkan 3 adet kitap var. Tabi yeteneklerin çatır çutur yendiği, patlamış mısır gibi 10 dakika içinde yüzlerce popçunun, “boyband”in vs piyasaya fırlatıldığı, konservatuar mezunu ve sağlam nota basan müzisyenlerin/şarkıcıların müzik bilgisi kendilerinden epeyce aşağı seviyelerde sürünen ünlüler tarafından ses yarışmalarında elendiği ülkemde neyin kıymeti ne kadar biliniyor bu hala bir muamma.
Neyse biz konsere dönelim… Konserde sahnenin tam önünde Aydilge’yle yanyanaydık resmen. Her ne kadar bu durum kulağımın çınlamasının 3 gündür geçmemesine neden olsa da, o enerjiyi hissetmek her şeye değer. Bu konuda Şebnem Ferah bi tanedir aslında. Şebnem, konserlerinde neredeyse tek tek (önde olanlarla tabi) herkesle göz kontağı kurar. Mesela sahne bariyeri ayağımıza düşerse falan, şarkısının arasında kaşıyla gözüyle iyi misin her şey yolunda mı falan diye sorar, öyle bi varlıktır kendisi. Ama Aydilge’yi öldürmeden hakkını 2 kat vermek lazım ki, kendisi sadece konser sırasında değil konser öncesinde ve sonrasında da hayranlarıyla iç içe. Sahneye çıkan hiç kimse, konser öncesi “konsantrasyonum bozulmasın” diye, konser sonrasında da “yorgun olduğu için” kulise kimseyi almaz. Ama Aydilge’yi konser sonrası sabahlama planımıza davet etsek bile gelirdi sanki. Ama sabahlayacağımız yerler konforlu yerler olmayacağından böyle bi teklifte bulunamadık tabi kendisine :) Aydilge’yle kuliste fotoğraf çekilirken sana sarılmasından bile o samimiyeti hissediyorsun ki olay orada bitiyor. 

Şu fikri hep sevmişimdir: Ünlü birine/şarkıcıya/müzisyene, neyse işte, çok gıcık olup bir kere konserine giderek bütün önyargılarını yıkabilirsin, veya çok sevmene rağmen konserine gidip hayalkırıklığına uğrayabilirsin, ya da zaten seviyorsundur ve konser sonrası sevgin 5-10 kat artar. Cevap veriyorum bizdeki durum “c şıkkı” :)

Konser sırasında dikkatimi çeken, çok hoşuma giden, içimi de burkan şu noktaya değinmeden edemem: Aydilge “Yalnız Değilsin”i söylerken (ki bu şarkı benim Aydilge’nin eeeeeeen çok sevdiğim şarkısıdır) biz de 4-5 arkadaş birbirimize sarıldık ve öyle söyledik şarkıyı, önde diğer başka bir grup da olanca güçleriyle şarkıya eşlik ediyorlardı. O an Aydilge’nin de gözlerinin dolması, dudaklarına yerleşen o tebessüm, dokunsan ağlayacak moddaki o surat ifadesi… Evet, Aydilge bize söylüyordu yalnız değilsin diye, ama asıl O YALNIZ DEĞİLDİ…

Siz de “ya dur bakayım bi de ben dinleyeyim şu Aydilge’yi canlı canlı” derseniz en yakın konseri 27 ekimde Yalova’da. Sonrasında İstanbul ağırlıklı konserleri devam edecektir. Kesinlikle birinden birine gidin ve anlattıklarıma kanlı canlı siz de şahit olun :)
Duyurular buralardan yapılmakta efendim, sevgiler saygılar…


***Konser fotoğrafları Bora Şahin tarafından çekilmiş olup devamı için www.facebook.com/kesfimecaz linkini ziyaret edebilirsiniz.

1 Eylül 2012 Cumartesi

Ne hallere geldik..!!


Yok efendim ramazanda tekel bayii'de şarap vodka vb. alkol ürünlerinin bulunduğu rafın üzeri mahalle baskısı ile kapattırılır.

SEBEBİDE ÇOK KOMİK. “İNSANLAR TAHRİK OLUYORMUŞ.”

Efendim o şişelerdeki sıvıyı ben ve diğer insanlar genelde içiyoruz tüketiyoruz ama sadece sıvıyı şişeyide ÇÖPE ATIYORUZ siz artık ne yapıyorsanız bilemedim?

“TAHRİK OLUYORLARMIŞ.”

Vay efendim ben bir gün kapıdan çıkıyorum böyle elimde de bir sürü bira şişesi birikmiş dedim ya markete ineceğim götüreyim hem bırakayım şişeleri filan kocaman iki tane migros poşeti elimde kapıdan çıktım. Asansör baktım hareket halinde ah neyse bekliyeyim bir de baktım ooh şansa bak benim olduğum kata geldi :) Bir an sevindim filan şişeleri elime aldım tekrardan şangur şungur sesler çıktı filan… Sevgili karşı komşumuz kendisinin adı ve cinsi hakkında bir bilgim yok kapıyı açtı beni gördü bi yüzüme bi şişelere baktı. Iyi günler ablacım diye selamladım kendisini önce şişeleri gördü bi şişelere bi bana baktı ve sanırım oda tahrik olmuş olmalı ki hiç bir şey demeden uzaklaştı.

KESİN ŞİŞELERDEN TAHRİK OLDU.!! 

Bir şey demedim abi o günden beri benimle konuşmuyor. Şişelerden bir kaç tane keşke ona verseydim. Özendi tabii ama işte şişeler boş ne yapacak ki? O istesin ben ona dolu dolu bir sürü efes şişesi getirebilirim ne olacak komşuyuz değil mi?
Bir gecelik ihtiyacımız var kız kardeşimin ödevi var diyerek wireless şifremi isteyebilmişti. Şişeleride isteyebilirdi. Çiçek filan eker içine :)

He tabii wireless demişken bu arkadaşlar bir gecelik isteyip bir ay boyunca kullanan cinstenler. Kendileri gibi beni de heralde son kullanıcı sanıyorlar :) Wifi Ağına kimler bağlı diye bakmak benim hiiiiiiiiççç aklıma gelmez zaten wifi ağ’ı ne la?

Modem oda ne?

Wifi filan bilmem ben kim o?

Ayıp ayıp belkide şifre mi değiştirdikten sonra onlara belirtmedim diye kızmış olabilirler bilemiyorum.
Ama o şişelerden tahrik olan vatandaşlardan değillerdir umarım. Neyse aman ya fazla karşılaşmıyoruz zaten de Allah kitap diyen insanlar Bir Allah’ın selamını almıyorlarsa çok yazık çok ayıp…



Bir de az önce bir haber okudum. Adam elinde bira varken ekmek aldı diye baya bir dövmüşler.

Sebep?

Elinde bira var..!!!

Vay anasını yaa

Elinde bira varsa yaşamayı hak etmiyorsun..!!!!

Ama bak 14 yaşındaki kıza tecavüz etmek suç değil yavhu olur mu hiç?

Kesin kız istemiştir.

Zaten o 34 kişininde suçu yok kız kuyruk sallamıştır. 14 yaşına gelmiş değil mi yapar tabii… Kendi
rızasıylaymış hatta öyle duydum… (Kişi sayısını yanlış hatırlıyor olabilirim.)

Onların elinde bira yokmuş. Alkol ürünleri bulunmuyorsa problem değil. Yapabilirler. Salarız biz hiç sorun değil…

Sonra sen gel elinde bira var senin nasıl oluyorda ekmek alırsın. Oğlum senin yaşamaya hakkın yok diyerek adamı darp edin…

HELAL OLSUN..!!

Nasıl oluyorsa bu insanların yaşadıkları kafayı ben hiç bir alkollü üründe bulamıyorum.


Rahatsız ettiğim için özür dilemiyorum rahatsız olmaya devam edebilirsiniz.
Saygılar…

10 Ağustos 2012 Cuma

Ne meraklısınız uçan zıplayan tasarımlara...


Bundan 3 4 yıl öncesinden bir toplantı aklıma geldi. Çok başka bir kafaydı hala unutamadım. O toplantıyı freelance çalıştığım yıllardı. Neyse toplantı var dediler gittik. İlk toplantı gayet basit genel görüşme tadında geçti notlar alındı falan filan her şey normal insanlar normal kafalar normal istekler ve normal sorularla geçen toplantı oh be iyi güzel bi iş olacak sanırım dememe sebep oldu. Bi süre sonra demo tasarımlar hazırlayıp sunumu hazırladım ve yeniden bir toplantı ya gittim. Sunum yapılacak bakın siteniz bu veya bu artık hangi tasarımı seçerseniz ona başlayacağım. Bi bakında beğenin bir şeyler şurası böyle burası böyle olacak beyin fırtınası yapacağız. (Pardon kendi kendime beyin fırtınası yapacağım.) fikirler atılacak onlar tartışılacak filan filan... Toplantı başladı ya şu beyler de gelsin şu da gelsin buda gelsin toplandılar dizildiler kaşıma haydin tasarımları gösterme vakti tasarımlar gösterildi  filan sunum yapıldı. Ama henüz bir tasarım filan seçilmiş değil.

Girişte affilli janjanlı bir flash intro olsun istemezler mi ? Ah son kullanıcı bu ister tabii ki... Hiçte hoşlanmam sevmem. Google’da sevmez bu tip şeyleri iphone ve ipad’de benimle aynı fikirdeler. (bu cümleyle yalnızım ben hayatta beni anlasa anlasa bu işi yapan birisi anlar. :) )

Neyse alışığım böyle şeylere...

Yok efendim fikire gel fikire mesela bizim logo dönsün. Hı hı tabii iki parande atsın k*çından alevler çıkarsın öyle gelsin logo tabii canım olur ne demek. Yok işte bizim logo zıplasın filan gibi böyle ilginç fikirlerle gelirler genelde.

Bu seferki kafaaaa bir başka kafaydı. Nasıl diyor şu amerikalılar “WTF?” ağır olduysa “OMG” var öyle bir şey işte...

Şimdi başlıyoruz o yaratıcı mükemmel flash introya..

O da her son kullanıcı gibi mesela diyerek söze başladı.

“Mesela böyle dünyaca ünlü okçu bir kadın olsun. Yok yok sadece okçu değil. Hem okçu hem manken bir kadın olsun. Gelsin böyle ok atsın. Ok böyle döne-döne döne-döne gitsin... duvara çapsın tam o anda orada bizim logo çıksın...”

Şaşkın gözlerle ağzım açıkta kalmış adamın suratına bakıyordum.

“Fikre bak beee vaaaaaayy AMK (AçıkMertKorkusuz)” diyesim geldi. Harbiden kaldım tepki veremiyorum. Herkes bu fikri süper bulmuş gibi dönmüş bana bakıyor ağzımdan çıkacak laf çok önemli neyse kendisini birazcıkda tiye alarak tabii ama bu sizin için biraz maliyetli olur dedim. Ve devam ettim. Şimdi tamam önce dünyaca ünlü hem okçu hem manken kadını buluruz Türkiyeye getiririz. Bunun reklam çekimleri filan yapılır kameralar studyo greenbox kelvin einstein falan filan diye kafalarını birazcık karıştırdım.

Hee tamam yaa haklısın olmaz diyeceklerini beklerken ikinci bomba patladı. Vay arkadaş ya kafaya gel..

“Ne olacak ya o kadının resmini (bu arada o fotoğraftır resim değil.) internetten buluruz yaparsın..!!" demez mi?

Yok artık çıkış kalmamıştı. Hiç cevap vermedim güldüm ve hadi bi ara verelim benim acilen bir kahve içmem şart diyerek toplantı salonu terk ettim.. :))

Sonuç: Öyle bir intro tabii ki yapılmadı. Ve ben o işi yaptım.. :)

Benim çeşitli ünvanlarım var...


Ben genel olarak ne iş yapıyorsun gibi sorulduğunda reklam ajansında çalışıyorum diyorum. Çeşitli anket v.s formlarında web master yazıyorum. Kartvizitimde Web tasarım uzmanı yazılmış, bunlar problem değil de bazı insanların bana taktığı ünvanlar beni çileden çıkarabiliyor... En yaygın olarak bilgisayarcı diyorlar bana ya buna zaten alıştım.

Sabah saatleriydi henüz işe yeni gelmiş power’a basıp direk mutfağa geçmiştim sert sade bir kahve hazırlıyordum. Miss sade kahvemi içip bi yandan haberleri okumak bi yandan gelen giden gece yarısı oturup mail atan var mı onlara bakacağım falan filan standart bi planım vardı. Neyse konuya gelelim. Ajans’da web departmanın yani benim telefonum ayrı bazı müşterilerimiz o numarayı keşfetmiş ve oradan arar bazıları ise normal santrali arayıp bana bağlanmaya çabalarlar. Tam kahvemi hazırlamıştım ki… Telefon çalmaya başladı. Sakin ve güzel bir sabahtı. Telefonu açtım.

B: Xxx buyrun efendim.
S.K: Merhaba meeeiiillci ile görüşecektim.
B: Pardon efendim kim?
S.K: meeeiiillcii meeeeiiillcii
B: … (ölü taklidi mod on)
S.K: aloooo ?? alooo ?? meeilciyle görüşecektim.
B: Pardon hat kesildi sanırım merhaba ben meeiiilci soruları alabilirim….
Hıı hıı evet evet onun tam tahmin ettiği gibi ben böyle sabahtan çıkıyorum evden bi tane laptop’m var böyle dolaşıyorum ev ev kapı kapı fabrika fabrika mail dağıtıyorum kafaaada oluşan profil bu :)

“Merhaba Ahmet bey ben geldim yeni okunmamış 2 epostanız var.” Diyip Outlook u açıp hemen buyrun bakın işte e-postalarınız ha hahaaayy… Ben olmasam siz ne yapacaktınız outlooku açmak ne zor değil mi :) mailcii geliyor mailcii… Vay arkadaş ya.. Bunun bir de şarkısı türküsü bişeysi varmış.. neyse tamam siz onu tahmin etmişsinizdir. :))
Bazen de işte az önce dediğim gibi bilgisayarcı filan diyorlar öyle garip muameleler görüyorum.

Mesela bir örnek daha;
Bilgisayarı çökmüş bir son kullanıcı ve tepesinde dikilen bir kadın.

S.K: Alo merhaba bilgisayarlarımız çalışmıyor..
B: Yani sizin için ne yapabilirim?
S.K: Çalışmıyor işte bilgisayarlarımız. Gelip bakın.
S.K 2: söyleeeeee o bilgisayarcılaraaaaaa gelip düzeltsinler dün bi mail ayarı yaptılar bütün bilgisayarlar çöktü söylee onaa söylee gelsin. (Arkadan gelen bir kadın sesi)
B: Bana bilgisayarcı diye hitap eden hanımefendiyi alabilirmiyim acaba?

Ve sonra tabii ki 2 numaralı son kullanıcıya aradığı yerin bir reklam ajansı olduğunu anlatmaya çalışır bizim böyle işlerle uğraşmadığımız söyler tabii anladığı kadar birazcık o gazını alır sustur özetle kendisine haddini bildirir telefonu kapatırım arkadaş. Kimse bana bilgisayarcı meeeiiillcii postacı sütçü tüpçü diyemez bitmiştir. Şimdi dağılabilirsiniz… :))


9 Ağustos 2012 Perşembe

Son kullanıcı kafasına giriş

Merhaba herkese bende şu kıskanç insan Niyan’dan sonra anca işten güçten vakit buldum da yazıyorum. Pardon son kullanıcılardan vakit buldum da yazıyorum. Ne demektir bu son kullanıcı kafası kimdir abi kimin kafasıdır ne yaparlar ne ederler nerede yaşarlar ne yer ne içer bu varlıklar.

Gelelim konumuza son kullanıcı kime neye nedir?
Son kullanıcı diye tabir ettiğimiz. Halk dilinde teknoloji özürlüsü olarak da geçen teknolojiyi kullanmaktan ziyade onu üreteni ve takıldığı noktalarda destek aldığı bizleri çıldırtan varlıktır.
Aslında bizler severiz bu son kullanıcıyı ama abi aralarında bazıları var ki aman yani düşman başına…

Son kullanıcılar her yere yayılmış bir aşiret olup. 1980lerin başında üremeye başlamıştır. Bilgisayar teknolojisinin gelişmesi, internet kullanımın artması, mobil cihazlar vs derken kontrol edilemez bir noktaya gelinmiş durumda. Son kullanıcıların en acı verici olanları da büyük küçük işletmelerin Halkla İlişkiler, dış ticaret, insan kaynakları gibi çeşitli departmanlar da bile bulunmasıdır.
Hadi arkadaş son kullanıcı olursanız olun da Bora’nın suçu ne arkadaş? Ben sizin web sitenizi yaptım diye facebook hesabınız çalınırsa beni aramanız beni suçlamanız gerekmiyor ki.

Ah bir de bu varlıklar şöyle demezler mi çıldırıyorum. Belki binlerce satır kod yazmanız gereken bir iş için size gelip "aaaaammaaaann nooolcaak kii bi tuşa basıyorsunuz oluyor." heh işte bizde böyle bir tuş olduğuna inan kafaya sahip insanlar topluluğuna son kullanıcı denir.

Neyse zaman içinde sizlerle bu son kullanıcılar ile aramda geçen diyalogları paylaşacağım o zaman bana hak vereceğinize inanıyorum :))